14 Şubat 2009 Cumartesi

Anti-valentinists... GO HOME ! ! !



Nefret ettim ya, sizden nefret ettim. Siz sevgililer gününden nefret ettiniz, ben de sizden ettim al şimdi ne yapacan?

Sevgi kelebeği ya da lover boy filan olduğumdan değil, Aziz Valentine benim amcam ya da dayım da değil, ama işte sizin tipinizden, davranışınızdan herbişeyinizden nefret ettim. Beware, benim nefretim 10 ton çeker. Ona göre.

- 1 TL 'lik gül, 14 Şubatta 5 TL'ye çıkabilir, olabilir,

- O gün restorantlarda 10 gün öncesinden bile yer bulunmuyor olabilir,

- Televizyonlarda, radyolarda, gündem ne olursa olsun sadece bu olay konuşuluyor da olabilir,

- Sokaklar ekstra kalabalık olabilir,

- Dünya genelinde deliler gibi bir alışveriş çılgınlığı, Noel benzeri bir tüketici manyaklığı yaşanıyor olabilir,

Velhasıl size ne, sevgiliniz yok diye olanları niye eleştiriosunuz ? Niyetiniz tüketim çılgınlığını eleştirmekse önce içtiğiniz sigaraya, ne bileyim rakıya bakın da, sonra birbirlerine hediye alan minik aşıkcıkların(canlarım benim) tepesine binmeye yeltenin.

Benim de sevgilim var, ben de sevgililer gününü kutlamıyorum, açıkçası çok da bayılmıyorum bu güne, ama bayılanları da baymıyorum. Neyse sinirim yatıştı biraz, onu diyecem, anti-valentinist olmayın, illa bi anti olucaksanız savaşa hayır diyin, sigaraya hayır diyin, kadına şiddete hayır diyin. En nihayetinde bu doğru olsun ya da olmasın, yeni jenerasyon vıcıklaşıyor olsun ya da olmasın duygusal bir mesele, burnunuzu sokmayın elalemin aşkına sevgisine.

Oh be iyi geldi sabah sabah kustum sıvadım. Aziz Valentin'in avukatı olmuşum resmen tekrar okuyunca...Bi o olmamıştım onu da oldum.

Bu arada siz, sevgililer, size sesleniyorum;

Sakın ola ki siz eşinize gül alıyorsunuz diye başkası almayınca ona ayı muamelesi filan yapmaya kalkmayın... Kırarım boynuzunuzu, alırım çiçeğinizi !

Şimdi ben gidiyorum, sevgilime kırdan papatya toplayacam tamam mı ! HO HO HO (gününü şaşıran noel baba efekti ile çıkarım)

11 Şubat 2009 Çarşamba

Sadece Seda Sayan değildi sabahları gözüken...


Alamut adını bir şekilde duymuşsunuzdur, ya da Alamut Kalesi... Duymadıysanız da benden duyun;

Burası ele geçirilmesi imkansıza yakın bir kale, sarp kayalıkların üzerine kurulu, Hazar Denizi'nin güneyinde günümüz İran topraklarında... Nedir burayı bu bloga kadar getiren peki?

Sevgili Hasan Sabbah isimli İran'lı bir lider, dönemin Büyük Selçuklu Devleti'nde (11. yy) önce görev almış, daha sonra da Alamut'u ele geçirerek nispeten bağımsız bir yaşam sürmüş. Moğollar gelip kalenin altına petrol kuyuları oluşturup havaya uçurmadan önce de kimse ele geçirememiş bu kaleyi. Ama bunlar olağan şeyler diyorsanız bir de bunu dinleyin:

Normal bir adam değilmiş Sabbah, bir tarikatı varmış "Haşhaşiler" adında... Evet bak işin içine eroin, haşhaş girince daha bir merakla okuyorsunuz değil mi, öyle bi fıkra vardı laf arasında anlatmadan geçemeyecem:

-Adam sormuş bir kitabın adı ne olması gerekir ki o kitap iyi satsın... Usta yazar da yanıtlamış: mutlaka kitabın adında "din, cinsellik ve gizemli bir öğe" olucak ki o kitap iyi satsın... Adam da düşünmüş ve kitabın adını koymuş: "Allah Allah, kim becerdi bu kontesi?" -

Neyse biz dönelim Hasan Sabbah'a gene: Adam askerlerine (aynı zamanda müritlerine) ölümden sonra Cennet Bahçelerini göreceksiniz vaatleriyle dayar haşhaşı, dayar otu, onların beyinlerini ele geçirir ve istediği suikastları yaptırır. Hatta kaleye gelen ziyaretçileri etkilemek için gösteri intaharları bile yapar. Ziyaretçilerin önünde surlardaki adamları işaret edip atlamalarını söyler, askerler de bir an bile tereddüte düşmeden aşağı atlayınca, ziyaretçiler küçük dillerini yutmak kaydıyla apışıp kalırlar bu nasıl bağlılık deyü...

Derler ki ingilizcedeki "Assasin" kelimesi de "Haşhaşin" den türemiştir. Bilmem artık ben dilbilimin yalancısıyım.

Böylece Sabah Sabah Seda Sayan programında ablamızın yaptığı "kitlelerin beynini uyuşturma işlemini" yapan başka birinin varlığını, hem yüzyıllar önce. hem de aynı Sabbah ismini paylaşarak yaptığını su yüzüne çıkarmış olduk. (Seda sayan ile Hasan Sabbah bu kadar güzel bağlanamazdı, iddialıyım)

Demek ki neymiş, Sabbah ola hayrola değilmiş!! (Bunu bağlayamadım işte)

10 Şubat 2009 Salı

Supernaut is back

Burayı okumak isteyen, okumaktan genel olarak zevk alan insanlar olduğunu hatırlatan bir mesaj aldıktan sonra, işte yine aranızdayım.

Neden bu kadar ara verildi, ne yapıldı da böyle oldu, bunlara pek değinmeden ya da diğer bir değişle bunları "teğet geçerek" hiç ara vermemişim gibi yazmak istemekteyim.

Bakalım neler olmuş ben ne yorum getirmişim mesela bunlara bakalım :

- "Daha gelmem Davos'a" vakası: Herşeyden önce RTE'ye teşekkür etmek istiyorum, sadece ve sadece görmek istediğim uluslararası arenadaki hareketliliği yaşattığı için. Uzun zamandır bekliyor&istiyordum bunu, sonuçları ne olur, TR ye artısı nedir eksisi nedir filan bir kenara bırakıp.
Yahu, nedir bu "diplomatik arena" saçmalığı, tamam medenisiniz bilmemnesiniz de, sünepe sünepe cip cip cip konuşup gidiyorsunuz, sorunların çözümü ortada kalıyor. İşte bundan sıkılmış olan ben, böyle bir sivri çıkışı özleyen gene ben, o gün televizyonda RTE'yi seyrederken, neden bilinmez mutlu oldum, tatmin oldum. RTE olmaz başka bir organizma olur, kişiler onemli değil, böyle dobra bir çıkışın yaşanması ve tarafımdan görülmesi önemli. Ödüm kopuyor aslında bunları söyleyince yanlış anlamaya meyilli millet, sempatizan filan sanacaklar. Buraya yazayım da bari, sessiz azınlık beni anlar (hihi). AAAAAHHH unutmadan,
Peres'in yüzündeki o ifade de bana Aragonesi hatırlattı, ayrıca mesut oldum.

- FB'nin düşüşü sürüyor: Eh ne diyelim, böyle Aragones'e böyle tarak. Kupayı alsak bari yıllar yıllar sonra da, sezonu boş geçmesek...

- Spam ya da değil mailleri: Nereye dert yansam diye bakıyordum, gene burası en bir güzeli gibi... Yahu, tamam dünya bor mineralinin %70inden fazlası bizim topraklarımızda olabilir, ya da bütün yabancı sermaye şirketleri arkasında "Baş Kötü İsrail" (vurun abalıya la) olabilir, Koka moka yapımında bit kanı kullanılıyor ya da "iloveyoudarling" virüsü her an bilgisayarımızı çökertebilir Halil'im aman Bitez yalısı bile olabilir.
Ama bana ne bunlardan, siz bana güzel resimler yollayın, Peru'nun dağ manzaralarını, Dubai'nin körfez manzaralarını filan yollayın, fıkra yollayın ne bileyim.

Dur bunlar bişey değil daha kusacak çok şeyim varmış biriken, tane tane...