30 Haziran 2011 Perşembe

Saçmalıklar silsilesi

İşyerindeki zorunlu eğitim programlarını belki bilirsiniz, slayt şovlar, sürekli konuşan eğitmenler/danışmanlar, gözleri açık tutmaya çalışan çalışanlar. Klasik buraya kadar...
Ezberbozan Supernaut burada klasik yaklaşımdan biraz sıyrılarak laptop gerçeğini hikayeye entegre eder. Böylece hem sıkıntısı azalır, hem de saçmalamaya başlar:

Kapı çalıyor tık tık diye, kim o diyorum, Afrikalı diyor. Ben bir Afrikalı tanımıyorum yakınen, hayırdır inşallah, hangi Afrikalı diyorum, Kenyalı diyor bu sefer de. Ya sabır. Kenyalı benim konuştuğum dili nerden öğrenmiş. Kesin hırsız filan, yaradana sığınıp kapıyı açmamla beraber karşımda Sibel Can'ı görüyorum ! Göbek atıyor, ata ata da içeri davet etmeyecek misin beni diyor. Eh kem idi küm idi derken dalıveriyor tüm haşmetiyle.

İki dönüyor kıvırıyor, döne oynaya mutfağa dalıyor, amanın mutfak dağınık derken peşinden dalıyorum, kapıdan girmemle kendimi Niagara Şelalelerinin kenarında buluyorum. Hani Sibel Can? Yahu neler oluyor ! Arkadan bir ses: Sakın korkma diyor, kafamı çeviriyorum Hayden Christensen! Sarıyor belimi koluyla, hop zıplıyor yukarıyaaaa. Ben de kolunda... Böyle bir zıplama yok ama, bir iniyoruz Kenya'ya, interkontinantal bir zıplama tecrübesi bu. İniş de yumuşak hani...

Hayden beni yuvarlıyor iner inmez, bir bowling topunu kukalara atarmışçasına bir hassasiyetle... Ve bir dev zıplayış daha, gözden kayboluyor. Onun zıpladığı yerden biri geliyor yürüyerek, The Afrikalı !...

Sıkıntıdan oluyor bunlar, sakın bana acımayın, vah vah demeyin. İhtiyacım yok buna, tek ihtiyacım eve dönmek şu an ve bunu hiçbiriniz sağlayamaz, belki Afrikalı yapabilir. O da yapacak... İnanıyorum.

29 Haziran 2011 Çarşamba

Running Free

Uzun zamandır yazamadım, doğrudur, ama hele bir sorun niye?

1) İşyerinde erişim yasağı var blogger'a, okuyabiliyorum ama login olamadığım için yazı giremiyorum.

2) Tam yazacakken bir iş çıkıyor (vallahi)

3) Yazacak çok da birşey yoktu be bi de...

4) E havalar bir sıcak bir soğuk malum...


Bakınız bir sürü nedenim varmış.

Bu arada, Sonisphere 2011 (yoksa Iron Maiden konseri mi demeliydim? evet evet demeliydim !) e gittik, Deep purpleye gittik, özet geçeyim baymadan :

Deep Purple:

Performansları gayet iyiydi, ve fakat nedense sıkıldım ya, metal rock'un önüne geçmiş bünyede demek ki de farkında değilmişiz. Yoksa abiler döktürdü ki döktürdü.

Sonisphere 2011:

Mastodon: İzleyemedim, üzüldüm,

In Flames: İzleyemedim, üzüldüm,

Alice Cooper: İzleyemedim, üzülmedim,

Slipknot: Son 1-2 şarkıyı izledim, üzülmedim,

Iron Maiden: I'm running freeeeeee yeah, i'm running free. Beklediğimin çok üstünde bir performans, ellerine sağlık babaların.

Bunların dışında da sinema olarak çok aktif bir dönem geçirdim denemez, Karayib Korsanları'nın son filmi iyiydi, Sparrow gene formunda !

X-men'nin son filmine gitmek istiyorum ama bakalım hayırlısı, bu aralar işler yoğun biraz, eve turşu şeklinde gelmece...

Haa bir de şampiyon Fenerbahçem ne istersen iste benden :) 5i 1 yerde yaptık laaaaaa.. IBRETLIK !

Öyleyken böyle işte sayın okuyucu, hepinizi selamlıyor, bir sonraki yazıma kadar esenlikler diliyorum.