29 Kasım 2011 Salı

Dış uzay

Şunu da bir anlayamadım, elbet açıklaması olsa da… Neden dış uzay? İç uzay mı var bir de? Bilen varsa lütfen anlatsın. İçimizdeki dünyamız bizim iç uzayımız filan mı? Soru işaretleriyle dolu başladık yazımıza, bu sefer de böyle olsun.


Callisto diye bir uydu var, Jupiter’in uydusuymuş. Ben o ismi sadece Xena’daki kötü (ama fıstık) karakter olarak biliyorum. Meğer uyduymuş. Kara kuru da bir şey, Hudson Leick’in oynadığı karakteri tercih ederdim :P

Neyse biraz bilgi vereyim, Dünya’dan küçük, Ay’dan büyükmüş bu uydu. Güneş sistemindeki en büyük 3. Uydu bu arada, yabana atılmasın. Moleküler bazda oksijen bulundurmasına karşın, çok ince olan atmosferi daha çok karbondioksitten oluşmakta (shit yani).

Bu kadar bilimsel mambo jambo yeterli, gelelim ben neden ilgileniyoruma… Aslında çok ilgilenmiyorum, Hudson Leick daha çok ilgimi çekiyor o kesin :) Kapayalım Hudson’u şimdi işin sonu kötüye gidiyor. Jeolojik olarak nispeten sabit ve Jupiter’e uzaklığından dolayı nispeten az radyasyon içerdiği için, NASA demiş ki buraya bir yakıt istasyonu kurabiliriz, kurabiliriz ve daha ileri noktalara sıçramak için bize bu istasyon yardımcı olabilir…. YÜRÜ BE BABA ! Sahilde kumdan kale kuruyor sanki herif. Ama sonra düşündüm de, NASA bu, yapabilir. Bir de demiş ki, tahmini 2040da olabilir bu.

Sonra jeton düştü bende. Ulan 2040… Yaş diyecek 60, o yaşlarda ölmek her ne kadar planlarım dahilinde değilse de, ölünecekse ölünür, elden bir şey gelmez, ama diyelim ki ölmedim (yaşasınnnn) ve o istasyonu o senelerde az duyan kulaklarımla duydum haberlerde. Ya da o dönemde beynimize çip mi takacaklar kıçımıza kapsül mü sokacaklar orasını bilemem de, bir şekilde duydum diyelim.

O zaman şimdi dediğim gibi diyeceğim ki: “Çok isterdim daha çok keşifler görmeyi… Ama insanoğlu işte, ömürler sınırlı, benim dönemimde Ay’a gidildi, eh Mars da yakındır… Bana yeter.”

Ama asla yetmeyecek, bir Yıldız Savaşları aşığına, bir Battlestar Galactica hayranına, ucundan biraz Uzayyolu sevenine, asla yetmeyecek. Ve sonra hafiften burkulup –ama sırıtıp- diyeceğim ki: “100 sene öncekiler Ay’a gittiğimizi bile göremedi, 100 sene sonrakiler ise belki Pluton’a gidecek, bunu kabullen Supernaut, ve yerini bil.”

Ürperiyorum ya, çok kötü hissediyorum kendimi ne zaman Uzaydan bir gezegenin yarı aydınlık tarafının çekilmiş fotoğrafını görsem… Veya Dünya ile Jupiter’in yan yana durduğu resimlerdeki Jupiter’in ezici kütlesini görünce… Aynı Jupiter, Güneşin yanında misli kez minik kalınca da bir fena…

Nereye getireceğimi anladınız siz, Kainatta bir tozuz kendi halimizde (şarkıda da dendiği gibi), günlük ıvır zıvırlar ile uğraşırken bir yerlerde gezegenler hatta yıldızlar yok oluyor ve başka yerlerde yenileri doğuyor, milyonlarca yıl sürüyor, milyarlarca. Biz ise 100 seneyi görsek iyi diyoruz. 100 seneyi sağlıklı görsek ise çok iyi diyoruz :) Anladınız siz.